📹 tutunmaya çalıştığım ne varsa un ufak oluyor ellerimin arasında gerçeğin duvarına çarpıyor hayata dair enstantaneler gece boyunca bakışlarıma mazhar olan ve flört halinde olduğum tavandan ses çıkmıyor yenik düşüyor geceye anlamını yitiriyor kelimeler söz idamını istiyor can çekişiyor hatıralar isyan ediyor yüzümde emanet duran gülümseme 'zamanın ruhuna' teslim ediyorum acziyete bulanmış gözyaşımı üzerime giyindiğim iyiyimler cama tutulan nefeste kalıyor yaşamdan bir türlü tahsil edemediğim heyecanım son bir taş kağıt makas oynundaki şansın ellerinde.. Yılmaz Utuş/Lal Kelimeler
📹 Bana göre kitabın ana temasını “Ölme yalvarırım ölme” cümlesi oluşturuyor. “Ölme yalvarırım ölme” çaresizliği ve hüznü etrafında şekilleniyor kitap.. Kadın emanet bir hayatı yaşıyor aslında.. Kendi hayatını değil, ablasının ölmesi ile kendisine miras kalan hayatı. Kadın aslında bütün sokaklarda, caddelerde, mekânlarda kendi bedeni ile ablasının ruhunu yürütüyor. Doğduktan iki saat sonra ölen ablasını zihninde hiçbir zaman toprak ile buluşturmamış. Gittiği, gezdiği, gördüğü, soluduğu her yere onunla birlikte gitmiş ve onu hiçbir zaman yanından ayır(a)mamış. “Zamana dair duyguların keskinleştiği anların” tamamında ablası ile iç içe geçen bir hayatın izleri var. Kitapta kendisinin hayatta olmasını, ablasının hayatta olmaması ile formüle eden bir insanın yaşamına şahitlik ediyoruz.. Yaşamak için geldiği şehri kendi hayatı ile içselleştirmiş. Tıpkı bu şehir gibi hayatını da geçmişten bağımsız düşünemiyor. Geçmişin/savaşın kalıntıları ile birlikte geleceğe tutunmaya çalış...
📹 sessiz bir mesafe de kelimelerim alabildiğine uzun kırgınlığım bir adım ötede duruyor zaman dokunsam kaçar gibi, dokunamıyorum.. bir duvar gibi örülmüş suskunluk ne sen geçebiliyorsun, ne ben yıkabiliyorum. sadece bekliyoruz, iki yabancı gibi, aynı geçmişin kıyısında.. gözlerimde asılı kalan cümleler birer birer düşüyor karanlığa, her biri eksik, her biri yarım, tıpkı biz gibi, tamamlanamadan kalan.. ılık bir rüzgar esiyor içimde senin sesini hatırlatır gibi, ama yok.. yalnızca sessizliğin sesi, yalnızca boşluk.. zihnimden süzülen anılar solgun bir fotoğraf gibi renksiz, dokunulmaz, uzak.. ve biz, o fotoğrafa bakarken bile göz göze gelemeyen iki siluetiz şimdi. belki de aşk, en çok da sustuğunda yorar insanı.. ve biz sustuk, çok uzun bir vedanın kıyısında.. Yılmaz Utuş/Lal Kelimeler
Yorumlar
Yorum Gönder